Sponsorlar

Sponsorlar

Bisiklet Taksinin İçinden Geçecek

New York City’de düzenlenen yarışma için kalemlerini eline alan tasarımcılar, birbirinden farklı taksi araç modelleriyle yarışa dahil oldu.

New York City’de düzenlenen yarışma için kalemlerini eline alan tasarımcılar, birbirinden farklı taksi araç modelleriyle yarışa dahil oldu. İçlerinden en ilginci ise “Tünel Taksi” ismini taşıyan araç tasarımıydı.

Ortası bisiklet sürücüleri için açık olan ve bisiklet sürücülerinin trafikte bu araçların ortasından geçerek yoluna devam edebilmesini sağlayan araç, bu sayede bisiklet sürücülerinin trafikte rahatça ilerleyebilmesini sağlamayı hedefliyor.

Ancak taksinin üzerinde yazan uyarılar, sorumluluğu tamamen bisiklet sürücülerine yüklüyor. Aracın hemen üstünde yazan “Cyclists enter at own risk” ile “Sorumluluk, bisiklet sürücülerine aittir” ibaresinin yanı sıra, plakanın üstünde yazan uyarıda ise “NYC not liable for injury for death” yani “New York City (NYC) sakatlanma veya ölüm kazalarından sorumlu değildir” ibaresi dikkat çekiyor.

Iğdırlı Öğrenciler Bisikleti Sevdi

Iğdır Endüstri Meslek Lisesinde okuyan 600 öğrencinin 250′si, okula bisikletle gidip geliyor. Okul yönetimi tarafından bu yüzden okulda bisiklet park alanı oluşturuldu.Halfeli Caddesi’nde bulunan Endüstri Meslek Lisesinin Müdür Başyardımcısı Cafer Alagöz,  yaptığı açıklamada, bisikletli öğrencilerin sayısının artması üzerine, karışıklığı önlemek için okulun bahçesine özel bisiklet park yeri oluşturduklarını söyledi.





Okulun şehir merkezine 4 kilometre uzaklıkta olduğunu ifade eden Alagöz, ”Öğrencilerimiz bu nedenle bisiklet kullanarak ulaşımlarını sağlıyor. Biz de onlara bu konuda gereken desteği sağlamaya çalıştık” dedi.




Haberin Videosu
http://www.dailymotion.com/video/xbl3dp

Incoming search terms:

Bisikletli Yaşama Merhaba

İzmir Bisiklet Derneği tarafından hazırlanan “Bisikletli Yaşama Merhaba” isimli sunum ve söyleşinin ikincisi APİKAM’da (Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi,Eski İtfaiye Binası) Toplantı – Drama Salonun da yapıldı. 21 Ekim Çarşamba günü 18:30-19:30 saatleri arasında yapılan sunumda kentiçi ulaşımda bisikletin yaygınlaşması, alternatif ulaşım aracı olarak teşvik edilmesi ve daha çok insanın bisiklete binmeye özendirilmesi konularında örnekler verilerek, dünyada ve Avrupa’daki uygulamalar anlatıldı.




AHMET PİRİŞTİNA KENT ARŞİVİ VE MÜZESİ (APİKAM), İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal ve Kültürel İşler Daire Başkanlığı´na bağlı bir müdürlüktür. Günümüz dünyasında belediye hizmet anlayışında görülen kökten değişim, yeni hizmet birimleri yaratmayı beraberinde getirdi. Bu değişim sonunda kent arşivleri ve müzeleri, kentsel hizmet kurumu olarak algılanmaya ve değer görmeye başladılar. Kültürel hizmet üretimi, bilinçli kentli oluşumunun ön koşuludur. APİKAM, kentin belleğini oluşturmak yanında çeşitli sergilerle ve diğer etkinliklerle İzmirlilerin kentsel aidiyet bağlarını güçlendirme amacı doğrultusunda çalışmalarını sürdürmektedir.

APİKAM’ DAN KARELER











Derneğimiz tarafından her ay düzenli olarak yapılan “Bisikletli Yaşama Merhaba” sunumunun ikincisinde, Dünyada ve Türkiye’de bisikletin kentiçi yaşamda kullanılmasına dair örneklerin ve uygulamaların anlatıldığı sunum sonrasında katılımcılar ile sohbet edildi.










Sunumda İzmir şehir merkezinde bisiklet kullanırken yaşanan problemler konuşuldu. Bu problemlerin ilgililere aktarılması ve çözümünün sağlanması için dernek yönetiminin ve üyelerinin yapması gereken çalışmalar tartışıldı.

Recumbent Bisikletiyle Yollarda

Çek Cumhuriyeti’nden geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelen bilgisayar programcılığı öğrencisi Karel Triska, Türkiye’yi,recumbent bisikleti ile gezmeyi tercih ediyor.Çek Cumhuriyeti Devlet Üniversitesi’nde Bilgisayar programcılığı bölümünde öğrenimini sürdüren 25 yaşındaki Karel Triska, otobüs ile geldiği İstanbuldan recumbent  bisikleti ile yola çıkarak Nevşehir’e geldi.Bisikletinin farklı dizaynı ile gittiği yörelerde dikkat çeken Çekoslovak öğrenci Karel Triska, bisikleti ile birlikte Kayseri, Malatya, Van ve Doğubeyazıt’ı ziyaret edeceğini söyledi.Triska’nın Türkiyeden sonraki durağı Kafkaslar üzerinden uzakdoğu ülkeleri olacak.






Manavgat Sırtköylüler den Dağ Bisikleti Turizmi

Manavgat Sırtköylüler, kendi imkanlarıyla yaptıkları tanıtımlarla köylerini doğa ve bisiklet sporunun da dünyada cazibe merkezi haline getirmeyi hedefliyor. Köylüler, Avrupa’daki bisiklet kulüpleri ve takımlarına yazdıkları davet mektuplarıyla Etanna Antik Kent’te gelin birlikte pedal çevirelim çağrısında bulunuyor.


Yazdıkları mektuplarla Manavgat’a 30 kilometre uzaklıktaki köylerini Avrupa ülkelerine tanıtmak olduğunu belirten Sırtköy muhtarı Şevket Kuru, köylerinde tura çıkmayı genelde Alman, Hollandalı, İsveç, Belçikalı, Norveç ve Danimarkalı turistler geldiğini söyledi. Almanca, İngilizce ve Felemenkçe dillerinde gönderdikleri davetlere Alman, Hollanda ve Belçikalı turistlerin yoğun ilgi gösterdiğini belirten Kuru, dünyanın sayılı dağ bisikleti parkur alanlarının köylerinde olduğunu söyledi.


Şahin Kayası


Kuru, “Köyümüzü bisiklet sporunda dünyada bir numara yapmak istiyoruz. Tanıtımlarımızı Avrupa’daki bisiklet kulüplerine mektup yazarak yapıyoruz. Mektup davetiyemizde ‘Mayorka kadar size yakınız’, ‘Etanna Antik Kent’te gelin birlikte pedal çevirelim’ diyoruz. Mart ayı başından bu yana Belçikalı bisiklet sporcularından yoğun ilgi görüyoruz. Köyümüzün doğal güzelliğini beğenen yabancı bisikletçiler, gün boyu köyümüzde dolaşıyor.” diye konuştu.


Etenna Döneminden Kalma Çeşme


Köylülerden davet gelmesi üzerine İspanya Mayorka’ya gitmek yerine Türkiye’ye geldiklerini belirten Belçikalı bisiklet sporcusu ve diş hekimi Peter De Witte, Sırtköy’ün tarihi ve doğal güzellikleri ile dağ bisikleti parkur alanı çok beğendiklerini söyledi.


Son 5 yıldır kış ve bahar döneminde antrenman için İtalya, İspanya ve güney Fransa’ya gittiklerini belirten profesyonel dağ bisikletçisi Filip Van de Vyven, Manavgat bölgesindeki doğal parkur alanının hiç bir Avrupa ülkesinde olmadığını ifade etti.


Kaya Mezarı


Vyven, “On iki yıldır profesyonel bisiklet sporuyla uğraşıyorum. Manavgat’ın köylerinde gördüğümüz dağ bisikleti yolu doğal güzelliğini hiç ülkede görmedik. 3 gündür antrenmanlarımızı Etanna’da yapıyoruz. Nisan ayı için Belçika’da 5 takım davet üzerine antrenmanını Manavgat’ta yapacak.” diye konuştu.


Antalya’nın Manavgat ilçesinin çoğu köyünün eko, doğa ve bisiklet sporuna uygun olduğunu belirten Almanya Bielefeld Üniversitesi Psikoloji ve Spor Fakültesi Spor Psikolojisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Horts Ottmann, köylerin doğa ve eko turizmine açılarak Avrupa ülkelerinde tanıtılmayı beklediğini dile getirdi.


Sırtköy


Bisiklet sporcuların pedal çevirirken en önemli özelliklerinden biri de yöre insanıyla tanışmak ve kaynaşmak olduğunu belirten Ottmann, Anadolu insanının sıcakkanlılığı, sempatikliği, yardım severliği ve misafirperverliğinin Avrupalı bisiklet severleri Türkiye’ye çekeceğini söyledi.


Sırtköy


Avrupa ülkelerinde Manavgat, Alanya, Konya Kapadokya bölgesinin tanınmasıyla birlikte bisiklet tutkunlarının rotalarının İspanya, İtalya, güney Fransa, Portekiz yerine Türkiye’ye kaydırmaya başladığına dikkat çeken Ottmann, bu fırsatın iyi değerlendirilerek bir an önce altyapı eksikliklerinin giderilmesi gerektiğini kaydetti.


Sırtköy


Ottmann, “Köylerde bisiklet sporunun yaygınlaşmış olması köylülere de ek gelir olacak. Köylüler ürettiği ürünü ayağına kadar gelen bisiklet sporcularına ekonomik katkı olacak. Köylüler kendi ayakları üzerinde kalmasını öğrenecek. Böylece kırsal alanda işsizliğinde önüne geçilmiş olur. Bisiklet sporcuları 10 günlük konaklamalarında ortalama 4 bin 500 Euro harcama yapıyor. Bu sporla uğraşanların yüzde 90′nı kariyer sahibi. Mektup yazarak bisiklet sporcu çağırmak güzel bir tanıtım. İçten ve doğal olduğu için etkili bir tanıtım.” şeklinde konuştu.

Medya ve Bisiklet

2009 sezonunun Alanya’da koşulan ilk yarışı olan ” K.A.P Sezon açılış kupası” nda Kriteryum yarışında meydana gelen kazada Antalya Kepez Belediyespor Kulübü ve Milli Takımımızın başarılı bisikletçilerinden Yusuf EZİRGAN’ın talihsiz bir şekilde yaralanmasıyla sonuçlanan olay sonrasında Ulusal Televizyon Kanallarının haber bültenlerinin ilk sırasında facia olarak nitelendirilen ve tekrar tekrar gösterilen görüntüler hiç şüphesiz sporumuza gönül veren ilgi duyan herkesi derinden yaraladı.

Kamu oyuna yansıtılan bu olumsuz imaja Feyzi AÇIKALIN’ın kaleminden (10 Şubat 2009) Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan ” Düşer Kalkar Bir Bisikletçi ” başlıklı yazısının iyi bir cevap olacağını düşünüyorum. Olaya farklı bir bakış açısıyla yaklaşan ve ayrıca yarış ile değerli yorumlarının da yer aldığı bu yazıyı mutlaka okumanızı öneriyorum.

Sporumuzun sürekli prestij kaybettiği, değer yitirdiği bir ortamda bu güzel yazıyla değer kattığına inandığım Feyzi AÇIKALIN’a teşekkür ederim.

Feyzi AÇIKALIN’ın yazısı ;

Bisiklet albenili ve zor bir spordur.. Albenisi, süse düşkün küçük kız çocuklarının yanından geçip giden bisikletçiye bakışından anlaşılabilir.. Zorluğunu ise anlatmaya gerek yok; sporu izlemek bile insanı yorar. Hele bir de Türkiye’de spor yapıyor ve yaptırıyorsanız, o başlı başına ayrı bir çalışma konusudur..

Belirtmekte yarar var; yarışma amacıyla binilen bisikletle gezme, ulaşım adına kullanılan arasında fark vardır. Türk halkı “pislet” i yaygın olarak ulaşımda kullanır. Karne hediyesi niyetine bisiklet alınan çocuğun ilk işi ise ön tekeri havaya kaldırmayı denemektir. Delikanlı aslında gelecekteki motosikletçilik günlerine hazırlanmaktadır.. Bunların çok azının içinden yarışmacı sporcu çıkar. Çünkü yarışmacı sporculuk çift taraflı bir emek ve özveri ister.

Türk bisiklet sporcusu şehir seçkinlerinin arasından çok çıkmaz. Dolayısıyla ailenin maddi desteği yoktur. Spor kulüplerinin bir çoğu ise sporcuya en az şartları sunarak onu yarışlara hazırlar. Spor kökenli olmayan idareciler sporcudan sadece “skor” bekler.. Antrenörlük ise eski sporcuların geçmişteki aldıkları eğitim ve deneyimleriyle sınırlıdır.. Onlar hala, “yat yaat, geçme önee” diye bağırarak taktik verirler. Bir de, sayıları sınırlı olan faal kulüp sporcularının, antrenörleri ve idarecilerince anlamsız ve kırıcı bir rekabet ortamına sokulması vardır ki, en tehlikelisi de budur. Bunlara federasyonun düzenleyiciliği ve katkısından yakınmalar da eklenirse, işler hepten zorlaşır..

Yol bisikletçisi tehlikeli araç trafiğinde, egzoz kokuları içinde binlerce kilometre antrenman yapıp, yüz binlerce kalori harcar. Saatlerce süren bir yarışın sonunda ise onu sadece o yörenin madalya takmaya gelenleri karşılar.. Gençler için bir “aferin” yeterlidir. Ama bu yöntem büyük sporculara pek işlemez. Onlar, bir futbolcu kadar olmasa da, en azından bir satırla spor sayfalarında adlarının anılmasını isterler..

Olimpiyatlara yıllar sonra katılma başarısını gösteren dağ bisikletçisi delikanlıdan bahsetmek yerine, kılı dönen, nasırı azan futbolculara sayfalarca yer verilirse; Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu 40 yıllık tarihinde ilk kez, hem de uluslararası ölçekte naklen yayınlanır, yalnızca Bodrum etabı sonunda yaşanan bir kargaşa “skandal” başlığıyla izleyiciye ulaştırılmaya değer bulunursa, başta emek çeken sporcu olmak üzere tüm spor camiasının tadı kaçar..

Alanya’da 2009 sezonunun ilk yarışları yapılmaktadır. Son gün çok talihsiz kaza yaşanır. Bitişe gurup halinde hızla gelen sporculardan düşenler olmuş, içlerinden birisi başından büyük bir darbe almıştır.. Olay yerine gelen 112 ambulansı, ilk yardım malzemesi ve doktor desteği açısından son derece yetersizdir. Sporcu, izleyenlerin de yardımıyla donanımlı bir özel hastaneye yetiştirilir. “Facia!” görüntüleri bir yerel muhabir aracılığıyla ulusal kanallara ulaştırılır.

Kanal, Başbakan’ın konuşmalarının da yer aldığı “gergin!” ana haber dakikalarında görüntüyü geçer. Naklen bağlantı yapan spiker, kaza anından başlayarak izlediğim ve bir metanet anıtı olduğunu gördüğüm anne Nilgün Ezirgan’ın sözlerine inanmaz ve çocuğun da konuşmasını ister.. Kanal, herhangi bir bisiklet yarışında görülebilecek kaza haberini faciaya dönüştürmüş ve bisiklet sporunun ne denli tehlikeli olduğunu dosta düşmana göstermiştir.

Oysa, sporcunun “kazadan yılmayacağı, en kısa zamanda sporuna ve milli formasına geri döneceği” haberini de yayınlamış olsa; annenin büyük bir sağduyuyla, “kaza yerine oğlum olduğu için değil, her hangi bir sporcu düştüğü için koştum” dediğini de ekleyebilse spora bu kadar kötülük yapmamış olacaktır..

Dedim ya, bisikletçilik zor zenaat; hele bir de Türkiye şartlarında yapılıyorsa.. Tek isteğim ise “düşer düşmez ayağa kalkanların” bisiklet aşkının başkalarınca da anlaşılabilmesidir..

Sivaslı bisikletçiler çalışmayı salonda yapıyorlar.

Bisiklet takımının genç ve yıldız kategorisindeki sporcuları, kentte etkisini sürdüren yoğun kar yağışı ve soğuk hava nedeniyle antrenmanlarını, antrenör Hakan Kıpık yönetiminde 4 Eylül Spor Salonu’nda gerçekleştiriyor.

Haftanın belirli günlerinde spor salonunda bir araya gelen bisikletçiler, salonda yaptıkları idmanlarla 2009 yılı içerisinde yapılacak yarışlara hazırlanıyor.

Salonun içerisinde bisikletleriyle ısınma turları attıktan sonra sabit duran bisiklet üzerinde pedal çevirerek güç depolayan, salona konulan engellerin arasında bisikletleriyle slalom yaparak hareket kabiliyetlerini artıran sporcular, yarışlarda başarılı olmak için yoğun bir tempoda çalışıyor.

Antrenör Hakan Kıpık yaptığı açıklamada, Sivaslı bisikletçilerin 2009 sezonunu açtığını söyledi. Kentte iyi bir takım oluşturmak istediklerini, bunun için çalıştıklarını ifade eden Kıpık, Sivas’tan yeni sporcu ve şampiyonlar çıkarmak istediklerini kaydetti.

Bisiklet sporunun alt yapısını güçlendirmek istediklerini, bunun için takımlarına yeni sporcular kattıklarını anlatan Kıpık, sporcuların çalışmalarını aksatmadan devam ettirebilmenin önemini vurguladı.

Kentte etkili olan soğuk havanın çalışmaları etkilememesi için salonda çalışma kararı aldıklarını belirten Kıpık, ”Sporcularımızdan yolda aldığımız verimi burada almamız çok zor. Ama (hiç yoktan iyidir) diye çalışmalarımızı buradaki salonda sürdürüyoruz” dedi.

Bisikletçilerin salona rağmen çalışmalarını istekle sürdürdüğünü anlatan Kıpık, şunları kaydetti:
”Şu an burada uyguladığımız sistem, tahminime göre Türkiye’de yok. Türkiye’yi bırakın, dünyada böyle bir çalışma sistemi yok, ama biz bu şartlarda böyle bir uygulamaya geçtik. Avrupa’da ve dünyada bisikletçilerin çalışma pistleri var. Bisiklet için yapılan özel salonlarda çalışıyorlar. Bizim öyle bir imkanımız olmadığı için en iyi imkan 4 Eylül Spor Salonu olarak görünüyor. Çalışmalarımıza burada devam ediyoruz.