Delta Bisiklet İzmir Şubesini Açtı !
Türkiye’de Bisiklet sektörünün öncülerinden Delta Bisiklet , İzmir’de yeni şubesini …
2009 sezonunun Alanya’da koşulan ilk yarışı olan ” K.A.P Sezon açılış kupası” nda Kriteryum yarışında meydana gelen kazada Antalya Kepez Belediyespor Kulübü ve Milli Takımımızın başarılı bisikletçilerinden Yusuf EZİRGAN’ın talihsiz bir şekilde yaralanmasıyla sonuçlanan olay sonrasında Ulusal Televizyon Kanallarının haber bültenlerinin ilk sırasında facia olarak nitelendirilen ve tekrar tekrar gösterilen görüntüler hiç şüphesiz sporumuza gönül veren ilgi duyan herkesi derinden yaraladı.
Kamu oyuna yansıtılan bu olumsuz imaja Feyzi AÇIKALIN’ın kaleminden (10 Şubat 2009) Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan ” Düşer Kalkar Bir Bisikletçi ” başlıklı yazısının iyi bir cevap olacağını düşünüyorum. Olaya farklı bir bakış açısıyla yaklaşan ve ayrıca yarış ile değerli yorumlarının da yer aldığı bu yazıyı mutlaka okumanızı öneriyorum.
Sporumuzun sürekli prestij kaybettiği, değer yitirdiği bir ortamda bu güzel yazıyla değer kattığına inandığım Feyzi AÇIKALIN’a teşekkür ederim.
Feyzi AÇIKALIN’ın yazısı ;
Bisiklet albenili ve zor bir spordur.. Albenisi, süse düşkün küçük kız çocuklarının yanından geçip giden bisikletçiye bakışından anlaşılabilir.. Zorluğunu ise anlatmaya gerek yok; sporu izlemek bile insanı yorar. Hele bir de Türkiye’de spor yapıyor ve yaptırıyorsanız, o başlı başına ayrı bir çalışma konusudur..
Belirtmekte yarar var; yarışma amacıyla binilen bisikletle gezme, ulaşım adına kullanılan arasında fark vardır. Türk halkı “pislet” i yaygın olarak ulaşımda kullanır. Karne hediyesi niyetine bisiklet alınan çocuğun ilk işi ise ön tekeri havaya kaldırmayı denemektir. Delikanlı aslında gelecekteki motosikletçilik günlerine hazırlanmaktadır.. Bunların çok azının içinden yarışmacı sporcu çıkar. Çünkü yarışmacı sporculuk çift taraflı bir emek ve özveri ister.
Türk bisiklet sporcusu şehir seçkinlerinin arasından çok çıkmaz. Dolayısıyla ailenin maddi desteği yoktur. Spor kulüplerinin bir çoğu ise sporcuya en az şartları sunarak onu yarışlara hazırlar. Spor kökenli olmayan idareciler sporcudan sadece “skor” bekler.. Antrenörlük ise eski sporcuların geçmişteki aldıkları eğitim ve deneyimleriyle sınırlıdır.. Onlar hala, “yat yaat, geçme önee” diye bağırarak taktik verirler. Bir de, sayıları sınırlı olan faal kulüp sporcularının, antrenörleri ve idarecilerince anlamsız ve kırıcı bir rekabet ortamına sokulması vardır ki, en tehlikelisi de budur. Bunlara federasyonun düzenleyiciliği ve katkısından yakınmalar da eklenirse, işler hepten zorlaşır..
Yol bisikletçisi tehlikeli araç trafiğinde, egzoz kokuları içinde binlerce kilometre antrenman yapıp, yüz binlerce kalori harcar. Saatlerce süren bir yarışın sonunda ise onu sadece o yörenin madalya takmaya gelenleri karşılar.. Gençler için bir “aferin” yeterlidir. Ama bu yöntem büyük sporculara pek işlemez. Onlar, bir futbolcu kadar olmasa da, en azından bir satırla spor sayfalarında adlarının anılmasını isterler..
Olimpiyatlara yıllar sonra katılma başarısını gösteren dağ bisikletçisi delikanlıdan bahsetmek yerine, kılı dönen, nasırı azan futbolculara sayfalarca yer verilirse; Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu 40 yıllık tarihinde ilk kez, hem de uluslararası ölçekte naklen yayınlanır, yalnızca Bodrum etabı sonunda yaşanan bir kargaşa “skandal” başlığıyla izleyiciye ulaştırılmaya değer bulunursa, başta emek çeken sporcu olmak üzere tüm spor camiasının tadı kaçar..
Alanya’da 2009 sezonunun ilk yarışları yapılmaktadır. Son gün çok talihsiz kaza yaşanır. Bitişe gurup halinde hızla gelen sporculardan düşenler olmuş, içlerinden birisi başından büyük bir darbe almıştır.. Olay yerine gelen 112 ambulansı, ilk yardım malzemesi ve doktor desteği açısından son derece yetersizdir. Sporcu, izleyenlerin de yardımıyla donanımlı bir özel hastaneye yetiştirilir. “Facia!” görüntüleri bir yerel muhabir aracılığıyla ulusal kanallara ulaştırılır.
Kanal, Başbakan’ın konuşmalarının da yer aldığı “gergin!” ana haber dakikalarında görüntüyü geçer. Naklen bağlantı yapan spiker, kaza anından başlayarak izlediğim ve bir metanet anıtı olduğunu gördüğüm anne Nilgün Ezirgan’ın sözlerine inanmaz ve çocuğun da konuşmasını ister.. Kanal, herhangi bir bisiklet yarışında görülebilecek kaza haberini faciaya dönüştürmüş ve bisiklet sporunun ne denli tehlikeli olduğunu dosta düşmana göstermiştir.
Oysa, sporcunun “kazadan yılmayacağı, en kısa zamanda sporuna ve milli formasına geri döneceği” haberini de yayınlamış olsa; annenin büyük bir sağduyuyla, “kaza yerine oğlum olduğu için değil, her hangi bir sporcu düştüğü için koştum” dediğini de ekleyebilse spora bu kadar kötülük yapmamış olacaktır..
Dedim ya, bisikletçilik zor zenaat; hele bir de Türkiye şartlarında yapılıyorsa.. Tek isteğim ise “düşer düşmez ayağa kalkanların” bisiklet aşkının başkalarınca da anlaşılabilmesidir..
Related posts:
Yorum Yok “Medya ve Bisiklet”